hiranur vakfı

 

İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin 6 yaşından itibaren 'imam nikahı ile evlendirildiği’ Kadir İstekli’nin cinsel istismarına maruz kaldığı iddiasıyla açılan ve ilk yargılamada yayın yasağı ve gizlilik kararı verilen davanın ikinci duruşması, bugün İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılıyor. Kapalı yapılan duruşmaya ilişkin Sol Feminist Hareket ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adliye önünde ayrı ayrı basın açıklamaları yaptı. Kadınlar, "Asla yalnız yürümeyeceksin", "Laiklik, eşitlik, adalet", "Yaşasın feminist mücadelemiz" sloganları attı. 

 

 Grup adına basın açıklamasını okuyan Sarya Toprak, şunları söyledi: 

 

“Tarikat düzenini yıllardır ‘münferit’ diyerek aklayanlara karşı ‘Laikliğin ülkesini kuracağız’ kararlılığıyla buradayız. Duruşmanın kapalı yapılması ve yayın yasağı getirilerek dava unutturulmak, cemaat-tarikat karanlığı bir kez daha aklanmak isteniyor. Gerçek adalet için davanın takipçisi olmaktan asla vazgeçmeyeceğiz demek için buradayız. 

 

20 yıldır ranta, sermayenin, cemaatlerin zenginliklerine zenginlik katan siyasi iktidar bir kez daha çocukları cemaatlerin, tarikatların ellerine teslim ediyor. Bu çocuklar nerede. H.K.G.’nin yaşadığı karanlığı bir çocuk daha yaşamayacak diye haykırmak için buradayız. 6 yaşında bir çocuğa şimdi deprem bölgesindeki yüzlerce çocuğa göz diken bu karanlık odaklara, onların eteğinde iktidar olanlara, onlara destek olanlara, zulüm karşısında susanlara karşı asla susmayacağız, unutturmayacağız demek için buradayız. 

 

4-6 yaş okul öncesi din eğitimi diyerek yüz binlerce çocuğu bu karanlık zihniyete mahkûm etmeye çalışıyor her gün. Millî Eğitim Bakanlığı’nın son açıkladığı veriler buz dağının görünen yüzü bile değil. Yüzbinlerce çocuk, yüzbinlerce kız çocuğu artık okullarda değil. Tek adam rejimi yoksulluklarından, çaresizliklerinden kaynaklı binlerce çocuğu, kız çocuklarını ve şimdi deprem bölgesindeki çocukları tarikatlara, tarikat yurtlarına/evlerine mecbur bıraktı. Laiklik kaybedilince ilk kaybedenler çocuklar, kız çocukları, kadınlar oluyor. Laiklik mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz demek için buradayız.” 

 

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim ise yaptığı açıklamada şöyle konuştu: 

 

“O kadar tanıdık bir durum ki bu yaşanan. Bugün bu davada olduğumuz gibi ülkede onlarca, yüzlerce çocuk istismara uğruyor, görevliler, sorumlular yetkilerini maalesef ki suçlulardan yana kullanıyor. 

 

Depremlerde o binalar üstümüze yıkılırken bunun acısı yaşanırken bu ses kısılmaya çalışılıyor. Bu ses neydi? O ses tribünlerden yükselen halkın 'hükümet istifa' sesidir. Enkaz başından yükselen 'devlet nerede' sesidir. Bunlar gerçeklerdir. Fakat 'çadır nerede' sesini kısmaya çalışıp, 'çadırlar gitti, hiçbir ihtiyaç kalmadı' denilmesine rağmen bu ihtiyaçları buram buram yaşayan emekçi halkın ta kendisidir. Bu yüzden bu gerçeklerin üstünü örtmek mümkün değildir. O 'hükümet istifa' sesleri sadece o statlardan yükselmiyor. O ses enkaz başında yakınlarının sesini duyup, elleriyle o enkazı kaldırmaya çalışanların sesidir. O ses, çocuklarını bulamayanların sesidir. O ses, depremden etkilenen kadınlara şiddet uygulayan, eskiden evli olduğu erkeklere mahkum edilenlerin sesidir. Bu yüzden bu sesin kısılması mümkün değildir. 

 

Hükümetten, siyasi iktidardan, sorumlulardan tek bir kişi bile istifa etmedi. Etmezler. Çocuk istismarını da önlemediler. Kadın cinayetlerini de durdurmadılar. İstanbul Sözleşmesi'nden imzayı geri çektiler. Yetkilerini hep halkı bastırmak için, sindirmek için kullandılar. İstifa etmeyeceklerini biliyoruz. Ama biz örgütlü mücadelemizle bu siyasi iktidarı göndereceğiz. Her bir sorumlunun yargılanması için elimizden geleni yapacağız. Ne çocuk istismarının üstünü örtebilecekler. Ne depremlerin bu ülkede bu düzeyde yıkıcı etkilerinin üstünü örtebilecekler. Hiçbirini yapamayacaklar. Evet çok kötü bir şekilde bunun bedellerini bize ödetiyorlar. Hiç görüyor musunuz servet sahiplerinin o enkazların altında kaldıklarını. Çünkü gerçeklik budur, çünkü yaşanan budur. 

 

: Siz görüyor musunuz servet sahiplerinin, kadın cinayeti faillerinin, şüpheli kadın ölümü faillerinin hak ettikleri cezaları aldıklarını? Almıyorlar. Çünkü üstünü örtmeye çalışıyorlar. Yaşanan budur. Bizlere, kadınlara, çocuklara, emekçi halka reva görülen budur. Bir de çıkıp bütün bunları 'kader' diye kabul etmemizi bekliyorlar. Kadın cinayetleri kader değildir. Depremin bu yıkıcılığı, bu enkaz kader değildir. Ölmediğimiz kentleri inşa edebiliriz, ölmediğimiz bir yaşamı, eşit özgür bir yaşamı kadınlar için var edebiliriz. İstismara uğramadıkları, gülüp oynadıkları bir geleceği çocuklar için var edebiliriz. Bu yüzden depremde ölümü de kadın cinayetlerini de durduracağız. Çünkü bunun mümkün olduğunu biliyoruz. 

 

Depremin ardından günlerce 'kayıp çocuklar, refakatsiz çocuklara ne oldu' diye soruyoruz aynı zamanda. Bu meseleden sorumlu olan bakanlık, 'Her şey kontrol altında' diye açıklamalar yapıyor. Kontrol altında olan hiçbir şey yok. Kontrol altında olan şey, küçücük çocukların ya da çocuklarıyla birlikte yalnız yaşayan kadınların, çocuklarıyla bir başına kalmış olan kadınların tarikatların, cemaatlerin eline teslim edilmesi midir? Böyle olmadığını iddia ediyor bakan. Böyle olduğunu biz biliyoruz. Görüyoruz, bu sesi de kısamayacaklar. 

 

burada H.K.G.'nin davasındayız. Yine bir tarikat ve cemaatlerle bağlantılı bir yerde yine şeyhlerin birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını, küçücük kız çocuklarını nasıl birbirlerine peşkeş çektiklerini görüyoruz. Şimdi de depremin ardından küçücük kardeşlerimizi yine bunlara mı emanet edecekler. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Laik bir ülkede herkesin eşit, özgür yaşadığı günleri kendi ellerimizle var edeceğiz. Ve tüm sorumlulardan teker teker hesap soracağız. Verecekleri hesap var. Kendileri vermeyecekler biliyoruz biz sormasını biliriz."